Pazartesi, Mayıs 08, 2006

Havacılık kadrosu olmayan iktidar

Siyaset zor bir iş. Bir sürü belirsizliklerle dolu. Ama dışarıdan bakan biri olarak bence en zor bölümü örgütlenme ve kadro oluşturma. Bizim ülkede bu işler tabiki her şeyde olduğu gibi daha da komplike. Sözgelimi Amerika’da seçimlerden önce yapılan kamuoyu anketleri o kadar başarılıdır ki, neredeyse seçim sonuçları çok önceden belli olur.

Siyasilerin gafları, televizyondaki seyirci önünde yapılan tartışmalar ve de halka verilen mesajların yarattığı olumlu ve olumsuz etkiler anket kurumlarınca ölçülerek sonuçları sürekli yayınlanır ve toplumun nabzı seçimden bir kaç gün öncesine kadar tutulur. Yani iktidara yürüyen partiler hazırlıklarını bu kamu yoklamalarına göre şekillendirirler, tabiki kadrolarını da.

Bizde ise özellikle son on yılda iktidar olan partilerin ne iktidar olacaklarından ne de çoğunluğu ne ölçüde sağlayıp sağlayamayacaklarından seçim sonuçları gelene kadar haberleri vardır. Çoğu zaman partinin oy potansiyelinden haberi olmaması nedeniyle de üçüncü beşinci sırada nasılsa seçilemez diye koyulan adaylar seçimi kazanır. Bize de yıllar önce meclisde şiirler okuyan ve de sonradan cumhurbaşkanlığına kendini layık görerek aday olan eski bir vekilimizin sergiledigi gibi komik olayları tebessümle izlemek, bu şahısların nasıl listelere girdiğini merak etmek kalır. Ama zaten bizim ülkede vekil olmak devlet memuru olmaktan daha kolaydır.

Esas problem ise bu vekillerden hangilerine bakanlık verileceği ve bu bakanlıkların alt kurumlarına hangi bürokratların atanacağıdır. Sonuçta bakanlık politik bir rütbedir ve de verilen kişinin söz konusu bakanlığın faaliyetlerine ne kadar aşina olduğundan ziyade yöneticilik, halkla ilişkiler, bürokrat seçimi, teknolojiye aşinalığı, dinamikliği vs gibi vasıfları değerlendirilir.

Ancak ihtisas gerektiren alt kurumlara atanacak bürokratlarda söz konusu özelliklerin en başında kişinin yöneticilik yapacağı kurumun faaliyet alanında belli bir tecrübeye sahip olması ve de konusuna dört dörtlük hakim olması özelliği aranır. Yani bakanlıklara bağlı ve ilgili kurumlara sektörün içinden gelen, söz konusu alanda çok iyi eğitimli, uluslararası anlamda itibar sahibi, yabancı dil bilgisi olan, yeniliğe açık, geçmişinde şaibesi olmayan, parti politikalarına yakın ancak tarafsız olabilen ve o kurumları ileriye götürecek bürokratlar atanmak durumundadır. Tabiki bu bizim ülkede çok ütopik bir bakış. Çoğu zaman buralara atanan kişilerin bırakın konuyla alakaları olmasını kendileri bile buralara nasıl geldiklerine şaşırırlar.

Peki ben neden bunları yazıyorum? Çünkü devletin havacılık kadrolarında sözünü ettiğim sorunlar çok uzun zamandır yaşanıyor. Ancak ilk defa AKP iktidarında kadrosuzluk havacılıkda bu kadar su yüzüne çıkmış durumda. Yani 400’e yakın milletvekili ile tek başına iktidar olmuş bir AKP’nin 80 milyonluk Türkiye’de havacılık kurumlarının başına atayacağı havacısı yok kadrosunda. Yani parti iktidar olmadan önce hazırlıklarını tamamlayamamış ve Türkiye’de devletin idaresindeki havacılık kurumlarının başına getirilecek havacı bulunamıyor. Bence bu siyasi iktidar için çok büyük bir utanc kaynağı olmalı.

AKP iktidarında bu süreç 2003’ün ilk aylarında partinin bakanlıklarda kadrolaşmaya başlamasıyla start alıyor. Ve havacılıkda ilk icraat. THY’nin son derece başarılı genel müdürü ve yardımcıları görevden alınarak genel müdürlük ve yönetim kurulu başkanlığı görevi sayın Başbakanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde beraber görev yaptığı deniz ötöbüsleri şirketinin yöneticisine veriliyor. Düşünebiliyormusunuz dünya markası, bayrak taşıyıcımız 4 kıtaya sefer yapan milli havayolumuz faaliyetleri Marmara Denizi ile sınırlı bir belediye şirketinin yöneticisine teslim ediliyor. Tabiki hata 1-2 sene içinde anlaşılıyor ve önce yönetim kurulu başkanlığı görevi bu göreve yakışacak birine veriliyor sonrada genel müdürlükde görev değişikliği yapılıyor. Hoş yeni genel müdürün de işletme konularına ne kadar vakıf olduğu başka bir tartışma konusu tabiki.

2005 yılının son ayında ise kadrosuzluk sonucu acayip atamalar iyice çığrından çıkıyor. Türk Havacılık Sektörünün beyni olan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne önce İzmit’te TSE il müdürlüğü yapmış, son derece politik, geçmişinde şaibeleri olduğu iddia edilen bir kişi genel müdür yardımcısı olarak atanıyor, sonrada mevcut genel müdür görevinden alınarak yerine kıyı emniyeti genel müdürü deniz kaptanı bir kişi yeni genel müdür olarak atanıyor. Yani Avrupa Havacılık Otoriteleri Birligi JAA-EASA ve Avrupa Hava Trafik Kontrol sistemi Eurocontrola tam üye Türkiye’nin havacılık kontrol mekanizmasi bir TSE müdürüyle bir denizci kaptana emanet ediliyor.

İşte size devletin havacılığında kaptan-ı derya dönemi. Yurtdışında devleti temsilen toplantıdasınız ve özgeçmişler okunuyor. Her ülkenin sivil havacılık yöneticileri sektörde uzun yıllar görev yapmış, gerçekten konusuna hakim kişiler. Bizim yöneticilerin özgeçmişleri okunduğunda o salondaki havayı gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?

Sayın Bakan’ın basın sözcüsü bu kişileri savunurken çok hoş sözler söylemiş bunu daha önce yazmıştım ama bir daha tekrar edeceğim. Sözcü söz konusu yeni yöneticilerle ilgili eleştirilerin haksız olduğunu, il TSE müdürü yeni genel müdür yardımcısının doktoralı bir makina mühendisi olduğunu ve de kendisinin havacılıkla ilgili bir çok konuda danışma sürecinin içinde birkaç yıldır bulunduğunu söylemiş. Ayni şekilde yeni genel müdür içinde OnurAir-Hollanda Sivil Havacılığı problemi ortaya çıktığında söz konusu kişinin çok faydalı girişimlerde bulunduğunu yani her iki bürokratımızında havacılıga uzak olmadıklarını beyan etmiş. Bizimde eskiden bir teknemiz vardı. Balığa çıkar Marmara’da seyirler yapardık. Ayrıca doktoramda var. Şimdi bu benim kıyı emniyeti genel müdürü olabilmem için yeterli midir? Bir bankada zamanında 2 sene şube bankacılığı yaptım peki bu beni merkez bankasına başkan yapar mı?

Artık AKP’nin ve Sayın Başbakanın bu konuları hafife almayı bırakıp, havacılığın ne önemli bir sektör olduğunun farkına varması gerekiyor diye düşünüyorum. Gelişmiş ülkeler gibi bizim de bayrak taşıyıcımızın, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüzün, DHMİ Genel Müdürlüğümüzün, ICAO (BM sivil havacılık örgütü) daimi temsilciliğimizin başında tecrübeli, sektörde çalışmış, partiye yakın ancak siyasi olmayan bürokratlara yer vermemizin zamanı geldide geçiyor bile.

Zaman partiye katkısı olanları değil ülkeyi ihya etme zamanı. Atatürk’ün sözlerini hatırlayın “İstikbal Goklerdedir”. Ulu Önder bunu 20. yüzyılın başında ülkede uç beş uçak varken görmüş, artık siz sayın devlet büyüklerimizde 21. yuzyılda 300-400 uçaklık Türk sivil havacılığına bakın ve görün şu resmi.

Dr. Korhan OYMAN
College of Aeronautics Florida Institute of Technology
150 W. University Blvd. Melbourne,
FL 32903, USA
koyman@fit.edu

Hiç yorum yok: